HAYATTAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HAYATTAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2008 Perşembe

TARİFSİZ!

Temmuz ayına başladık ve ben blogu açtığımdan beri ilk defa tarifsiz bir yazı yazıyorum. Başlık aslında iki anlam içeriyor; evet bu yazıda tarif yok ve ben cumadan beri çok güzel 3 gün geçirdim, bu da tarifsiz...

Anlatmaya cumadan başlayayım. Cuma sabahı mail kutumu açtığımda Söke Un'dan Aliye Hanım'dan bir mail geldiğini gördüm. Mailde, sitede yer alan Ruşeymli Bol Tahıllı Ekmek tarifimi beğendikleri kendilerinin de deneyeceklerini, yeni çıkan ruşeymli ekmek karışımlarından da bana, denemem için, göndermek istedikleri yazıyordu. Ne kadar şaşırdım ve sevindim anlatamam, Aliye Hanım'la yazıştık ve öğlen bu kocaman koli işyerime gelmişti, içinde görebileceğiniz gibi ekmek karışımları, unlar ve puding karışımları vardı. Pudinglerden birini hemen kullanarak, kurabiye yaptım. Ekmek karışımlarını ise en kısa zamanda kullanarak, yeni ekmek tarifleri vereceğim. Teşekkürler Aliye Hanım ve Söke Un....


Cuma akşamı bu mutlulukla eve geldim ve kendimi mutfağa attım. Daha önce bahsettiğim gibi Bake Shop- Ayşem ile tekrar buluşma sözümüz vardı. Ben de hayırlı olsun ziyareti yapmak üzere, nazar değmesin düşüncesiyle Ayşem'in hediye ettiği kalıpla bu kurabiyeleri yaptım, yanına minik vişneli-çikolatalı ve fındıklı çikolatalı muffinler ekleyerek Cumartesi öğlen Bake Shop'ın yolunu tuttum. Ayşem ve Tülay Hanım'la keyifli bir sohbete koyulmuşken 2 blogcu daha geldi, Selen ve Müge. Tabii sohbet daha da koyulaştı ve uzadı, 1 saat diye gittiğim tükkanda! 3 saat kaldım. Son olarak da Özlem ve tatlı oğlu geldi. Sanal ortamda başlayan paylaşımların gerçek yaşamımıza yansıması çok keyifliydi.
Kolajda görülen minik kurabiyeler ise Ayşem'in ziyaretçilerine ikram ettiği fındıklı kurabiyeler, o kadar lezzetliydi ki uzun süredir kurabiye yemeye direnen Aşçı Yamağı bile itirazsız yedi. Tükkana gidip tadına bakmanızı tavsiye ederim:)

Ve pazar... Polonezköy'e kahvaltıya gittik. Kahvaltıdan sonra kendimizi hamaklara attık ve çocukluğuma geri döndüm. Kahkahalar eşliğinde sallandım, rüzgar, bulutlar, yemyeşil doğa ve yaprak hışırtıları tarifsizdi.
Ve işte hamakta sallanan ben....

KISA TATİL İZLENİMLERİ VE ÇİLEK LİKÖRÜ



Tatildeyim, siz bu satırları okuyorsanız, Bozcaada'ya ulaşmış ve daha önceden hazırladığım ve uzun süredir bekleyen çilek likörü tarifimi ve geçen haftasonu gittiğim kısa tatilimin izlenimlerini yayınlayabilmişim demektir. Ne güzel bir şey tatildeyim demek, tatildeydim de fena sayılmaz aslında:) Ben şu an ikisini birden söyleyebiliyorum, aslında uzun zamanlar değil, geçen haftasonu, İstanbul'dan Muğla'ya ablamın yanına giden annemle, ablamla, eşiyle ve dünya tatlısı yeğenimle vakit geçirebilmek için ben de Muğla'ya gittim. Şimdiki tatil ise 1 haftalık, ama ben 1-2 tarif hazırladım, blogu takip edenleri 1 hafta boyunca aynı görüntülerle bırakmamak için:)
Muğla tatilim kısaydı, ama dolu dolu geçti, tüm ilçelerinin tatil beldesi olması ve 1-2 saat mesafeyle farklı yerlere gitme imkanı, bu şehrin en büyük avantajı bence. Bizde bu fırsatı elimizden geldiğince değerlendirdik. Önce Akyaka'ya gittik, orada denize girip, gezdik, sonra Köyceğiz'e kısacık uğrayıp, oradan Yuvarlak Çay'a, Sandras doğal kaynak suyunun çıktığı Sandras dağının eteklerinde, aşağıda fotoğrafta görülen yere gittik. Sandras, kaynak suyu depremler sonucu ortaya çıkmış, ufak bir şelale olmuş ve suyun dağdan çıktığı yerden, aşağılara kadar tesisler kurulmuş, bu doğal ortamı çok beğendik, burada günün yorgunluğunu atıp, serinleme fırsatı bulduk, alabalıklarımızı yedik. Fotoğrafta görülen salıncaktan suya atlayanlar vardı, ben de epeyce imrendim ama günün yorgunluğu bana engel oldu. Eğer yolunuz Köyceğiz taraflarına düşerse bu güzel yeri görmenizi tavsiye ederim.

2. gün ise sabah kahvaltısı için Çiçekli Dağı'nda evini açarak, köy kahvaltısı sunan bir yere gittik, tereyağda pişmiş yumurtanın lezzeti, sıcağı unutturdu. Ağaçlar altında, yeşillikler arasında keyifle kahvaltı yaptık. Bahçesinde gezerken bu minik domates ağacını, ve yumurtaya benzer meyveleri olan bitkiyi, çift renkli sardunyaları ve nar ağacını görüntüledim. Kahvaltıdan sonra Sedir Adası'na ve Saklı Göl'e gittik, buralara ve Akyaka'ya ilişkin izlenim ve görüntüleri tatil sonrası paylaşacağım.

Ve gelelim tarifimize, biliyorum çoğunuz çilek mevsimi geçti diyeceksiniz, ama evde dondurulmuş çileğiniz varsa veya manavlarda, pazarlarda az da olsa bulabilirseniz denemenizi tavsiye ederim, hiç olmadı gelecek yaz için not edilebilir. Bu likörün kolay tarafı kahve likörü gibi hemen tüketilebilmesi, yani uzun bir bekleme süresi yok, ama bekletmenin de tadını atrrırdığını belirtmeliyim. Tarif şöyle;

Malzemeler:

-Yarım kilo çilek

-35'lik vokta veya cin (ben cin kullandım)

-1 su bardağı toz şeker

-1 çay kaşığı hindistan cevizi rendesi

Yapılışı:

Çileklerimizi yıkayıp, aromasının çıkması için hafifçe eziyoruz ve üzerine şekeri ilave edip, karıştırarak, recel gibi kaynayana kadar pişiriyoruz. Ocaktan alırken hindistan cevizini ekliyoruz ve karışım ılınınca cini döküp, 1 gece bekletiyoruz ve süzgeçten geçirip, saklayacağımız şişeye aktarıyoruz. Tabi bekleme zamanımız varsa süzme işlemini servis yapacağımız zamana bırakabiliriz. Ben ilk yapışımda alkol oranı fazla gelmişti, eğer sizin de böyle bir sorununuz olursa, likörü tekrar kaynatarak, alkolün bir miktar uçmasını sağlayabilirsiniz. İkram ederken nane yapraklarıyla süsledim, bir dahaki denemeye içine biraz nane koymayı düşünüyorum, belki siz de bu şekilde denersiniz. Afiyet olsun...


22 Ocak 2008 Salı

KISA TATİL İZLENİMLERİ VE ÇİLEK LİKÖRÜ



Tatildeyim, siz bu satırları okuyorsanız, Bozcaada'ya ulaşmış ve daha önceden hazırladığım ve uzun süredir bekleyen çilek likörü tarifimi ve geçen haftasonu gittiğim kısa tatilimin izlenimlerini yayınlayabilmişim demektir. Ne güzel bir şey tatildeyim demek, tatildeydim de fena sayılmaz aslında:) Ben şu an ikisini birden söyleyebiliyorum, aslında uzun zamanlar değil, geçen haftasonu, İstanbul'dan Muğla'ya ablamın yanına giden annemle, ablamla, eşiyle ve dünya tatlısı yeğenimle vakit geçirebilmek için ben de Muğla'ya gittim. Şimdiki tatil ise 1 haftalık, ama ben 1-2 tarif hazırladım, blogu takip edenleri 1 hafta boyunca aynı görüntülerle bırakmamak için:)
Muğla tatilim kısaydı, ama dolu dolu geçti, tüm ilçelerinin tatil beldesi olması ve 1-2 saat mesafeyle farklı yerlere gitme imkanı, bu şehrin en büyük avantajı bence. Bizde bu fırsatı elimizden geldiğince değerlendirdik. Önce Akyaka'ya gittik, orada denize girip, gezdik, sonra Köyceğiz'e kısacık uğrayıp, oradan Yuvarlak Çay'a, Sandras doğal kaynak suyunun çıktığı Sandras dağının eteklerinde, aşağıda fotoğrafta görülen yere gittik. Sandras, kaynak suyu depremler sonucu ortaya çıkmış, ufak bir şelale olmuş ve suyun dağdan çıktığı yerden, aşağılara kadar tesisler kurulmuş, bu doğal ortamı çok beğendik, burada günün yorgunluğunu atıp, serinleme fırsatı bulduk, alabalıklarımızı yedik. Fotoğrafta görülen salıncaktan suya atlayanlar vardı, ben de epeyce imrendim ama günün yorgunluğu bana engel oldu. Eğer yolunuz Köyceğiz taraflarına düşerse bu güzel yeri görmenizi tavsiye ederim.

2. gün ise sabah kahvaltısı için Çiçekli Dağı'nda evini açarak, köy kahvaltısı sunan bir yere gittik, tereyağda pişmiş yumurtanın lezzeti, sıcağı unutturdu. Ağaçlar altında, yeşillikler arasında keyifle kahvaltı yaptık. Bahçesinde gezerken bu minik domates ağacını, ve yumurtaya benzer meyveleri olan bitkiyi, çift renkli sardunyaları ve nar ağacını görüntüledim. Kahvaltıdan sonra Sedir Adası'na ve Saklı Göl'e gittik, buralara ve Akyaka'ya ilişkin izlenim ve görüntüleri tatil sonrası paylaşacağım.

Ve gelelim tarifimize, biliyorum çoğunuz çilek mevsimi geçti diyeceksiniz, ama evde dondurulmuş çileğiniz varsa veya manavlarda, pazarlarda az da olsa bulabilirseniz denemenizi tavsiye ederim, hiç olmadı gelecek yaz için not edilebilir. Bu likörün kolay tarafı kahve likörü gibi hemen tüketilebilmesi, yani uzun bir bekleme süresi yok, ama bekletmenin de tadını atrrırdığını belirtmeliyim. Tarif şöyle;

Malzemeler:

-Yarım kilo çilek

-35'lik vokta veya cin (ben cin kullandım)

-1 su bardağı toz şeker

-1 çay kaşığı hindistan cevizi rendesi

Yapılışı:

Çileklerimizi yıkayıp, aromasının çıkması için hafifçe eziyoruz ve üzerine şekeri ilave edip, karıştırarak, recel gibi kaynayana kadar pişiriyoruz. Ocaktan alırken hindistan cevizini ekliyoruz ve karışım ılınınca cini döküp, 1 gece bekletiyoruz ve süzgeçten geçirip, saklayacağımız şişeye aktarıyoruz. Tabi bekleme zamanımız varsa süzme işlemini servis yapacağımız zamana bırakabiliriz. Ben ilk yapışımda alkol oranı fazla gelmişti, eğer sizin de böyle bir sorununuz olursa, likörü tekrar kaynatarak, alkolün bir miktar uçmasını sağlayabilirsiniz. İkram ederken nane yapraklarıyla süsledim, bir dahaki denemeye içine biraz nane koymayı düşünüyorum, belki siz de bu şekilde denersiniz. Afiyet olsun...


KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM; SAKLI GÖL VE KARAMELLİ CHEESECAKE


Sonunda toparlandım ve kaldığımız yerden devam ediyorum. Geçen bir haftada tatil sonrası işler ve yazın bitişinin hüznünü üzerimden atmaya çalıştım ve artık hazırım. Sizler nasıl hissediyorsunuz bilmem ama ben yeni yıla yaz bitince başlıyormuş gibi hissediyorum ve yaz bitişini atlatmam uzun sürüyor. Havalar değişiyor, okullar açılıyor, kış hazırlıkları başlıyor böyle olunca da yeni bir döneme başladığımızı hissediyorum ki, genelde de öyle oluyor.
Tatil öncesi yazımda Muğla'dayken gittiğim yerlerden bahsetmiştim. Saklı Göl'de bunlardan biri, Marmaris tarafında Sedir Adası'na giderken oklarla ulaşabileceğiniz bir yer ve yolunuz düşerse mutlaka görmenizi öneririm. Doğa muhteşem ve çok güzel bir tesis yapılmış, hamaklar, ağaçlar, restoran, göl harika. Sedir Adası dönüşü anne ve kızları ekibi olarak gittik tabi yanımızda sevimli ve yaramaz bir ufaklık da vardı, gerçi orada geçirdiğimiz sürede uyuyarak, bizim rahat sohbet etmemize ve iyice dinlenmemize imkan sağladı. Saklı Göl'deki Meşşk Cafe Restoran'ı çok beğendik, yemekler ve sunumlar harikaydı, aşağıda balık dolma ve kızarmış dondurmanın fotoğrafı var, balık kavurması, salata ve balık çorbasını ise açlığımızın telaşı ile yemeden görüntüleyemedim ama sunumun ve lezzetin süper olduğunu söyleyebilirim. Yemekten sonra ise kısa göl yürüyüşümüz yapıp, hamakların keyfini çıkarıp eve döndük. Gidilecek yerler listesine eklemenizi tavsiye ederim.


Tabi ekip toplanınca boş durmadık, güzel ve yeni tarifler yapıp, lezzetlerini paylaştık. Karamelli soğuk cheesecake de bunlardan biri. Tarifi Selda'da gördüm ve hemen denenecekler arasına aldım ve Muğla buluşması olunca tarifi orda denedik, Selda'nın ki kadar güzel görünmüyor ama gayet lezzetli ve yaz sıcağında tavsiye edilebilecek bir tatlı. Orjinal tarife verdiğim linkden ulaşabilirsiniz, ben yine de ekliyorum.

Malzemeler:

- 250 gr un haline getirilmiş kakaolu büskivi
-150 gr eritilmiş tereyağ
- 2 yemek kaşığı esmer şeker
- 20 gr tereyağ(karamel sos için)
- 300 ml krema
- 50 gr sütlü çikolata
- 3 çay kaşığı gelatine
- 60ml su
- 500 gr labne peynir
- 1/2 cup pudra şekeri
- 2 paket Mars ve 2 paket Metro çikolata

Yapılışı:

Büskivileri un haline getirdikten sonra eritilmiş yağ ile karıştırıp kalıba iyice bastırarak yayıyoruz ve üstünü hazırlayana kadar buzdolabında bekletiyoruz. Esmer şeker , 20 gr tereyağı ve 2 yemek kaşığı kremayı küçük bir tencerede düşük ateşde şekerler eriyinceye kadar karıştırıp bekletiyoruz. Çikolata ve 2 yemek kaşığı kremayı da çikolata eriyene kadar düşük ateşde karıştırırıp hazırlıyoruz. Jelatini 60 mlsu ile benmari yöntemiyle ısıya dayanıklı bir kapda eritiyoruz. Çok sıcak ama kaynamayacak bir kıvama geldiğinde kapatıp ve 5 dk soğumasını bekliyoruz.

Ön hazırlıklarımızı tamamladık. Labne peyniri ile pudra şekerini çırpıyoruz. Başka bir kapta geriye kalan kremayı yumuşak ve köpüklü bir kıvam alıncaya kadar çırpıyoruz. Peynirli karışımı, çırpılmış kremayı, jelatini ve ufak parçalara böldüğümüz mars ve metro barları ekliyoruz. Büskivilerin üzerine bu karışımın yarısını döküyoruz ve esmer şeker ile yaptığımız sosun yarısı ile eritilmiş çikolatanın yarısını döküp bir bıçak yardımıyla ileri geri çizerek mermer görüntüsü oluşturuyoruz. Daha sonra peynirli karışımın kalan kısmını koyup, yine şeker ve çikolata soslarını koyup aynı mermer görüntüsü işlemini tekrarlıyoruz. 3 saat buzlukda beklettikden sonra servis yapabiliriz ama tüm cheescakeler gibi 1 gün sonra servis yapılırsa lezzeti çok daha güzel oturmuş oluyor. Afiyet olsun...

BOZCAADA, PANAROMA OTEL ve ÜZÜM REÇELİ

Bozcaada... Biz bu boz adaya aşık olduk, 2 senedir gidiyoruz ve gitmeye de devam edeceğiz sanırım. Tatil rotamızı Bozcaada'dan başlattık, çok sevdiğimiz arkadaşlarımızla 2 gün adada kaldık. 2 senedir adadaki adresimiz Panaroma Otel. Sahipleri Handan ve Ayhan Ermiş çifti oteli evleri gibi görüyorlar ve bizleri de evlerine gelmiş misafirler gibi ağırlıyorlar. Otel 6 odalı bir butik otel, baştan sona şık, ince bir zevkle dekore edilip, döşenmiş, kendinizi evinize gelmiş gibi hissediyorsunuz. Aşağıda otelin balayı odasının (odada kalma şansını yakaladığımızı da belirteyim) ve odanın balkonundan Bozcaada'nın fotoğraflarını görebilirsiniz. Verdiğim bağlantıda daha detaylı fotoğraf ve telefon numaraları mevcut. Otel adını adanın panoramasını gösteren konumundan alıyor, Bozcaada'ya gitme planınız varsa, Panorama'da yer aramanızı öneririm.

Gelelim üzüm reçeline; Handan Hanım, zevkli olduğu kadar becerikli de, kahvaltıdaki reçelleri, kurabiyeleri kendisi yapıyor ve çok lezzetli şeyler ortaya çıkıyor. Geçen seneki ziyaretimizde üzüm reçelinin tarifini vermişti bana ve İstanbul'a döner dönmez yapmıştım, ilk seferinde deneme amaçlı az miktarda yaptığım reçeli, beğenilmesi üzerine üzümler bitmeden 3 kere daha yaptım. Kolajda görülenler ise, domates reçeli, ayva reçeli, karadut reçeli ve portakal reçeli, ayrıca kurabiyeler ve zengin kahvaltı masası.

ÜZÜM REÇELİ

Malzemeler:

-1 kg çekirdeksiz üzüm
-1 kg toz şeker
-1 tatlı kaşığı limon suyu
-1 paket vanilya

Yapılışı:

Üzümleri salkımdan tek tek koparıp yıkadıktan sonra, bir tencereye koyup, kısık ateşte suyunu iyice bırakana kadar pişiriyoruz. Sonra suyunu süzüp, üzümleri ayırıyoruz ve üzümlerin üzerine şekeri ekleyip kaynayana kadar pişiriyoruz. Reçel kıvamını alınca limon suyu ve vanilyasını ekleyip ocaktan alıyoruz. Soğuyunca kavanoza koyup, kahvaltı masalarımıza çıkarıyoruz. Afiyet olsun...

İYİ Kİ DOĞDUM MU?

Bugün benim doğum günüm, terzi ve söküğü hikayesi gibi kendime pasta yapamadım, ama kendime söz verdim, ilk fırsatta yapacağım, bu pastayı çoooook önce yapmıştım, doğumgünü pastam oldu, geçici olarak. Yukarıdaki süslü meyveleri ise aşçı yamağı gönderdi, eee tabi bu kadar yiyecekle meşgul olunca, çiçek yerine meyve geliyor....

KAZ DAĞLARI, ÖNGEN COUNTRY HOTEL VE TATİLDEN KALANLAR

Kaz Dağları....


Tatil yazılarıma ara vermiştim, şimdi diyeceksiniz bu kız çok gezdi, ama 1 hafta tatil yaptığımızı daha önce yazmıştım. Bozcaada tatilimiz günlüğümde yeraldı, Kaz Dağları'nı yazmamam olmazdı. Bu doğa harikası yeri görmenizi tavsiye ederim. Belki de bayramı sevdiklerinizle burada geçirmek istersiniz, sizlere fikir olur diye daha fazla geciktirmeyeyim dedim, hem belki doğumgünü meyvelerinden de sıkılanlar olmuştur. Kaz Dağları gerçekten yeryüzü cenneti, yeşilin her tonu mevcut, tertemiz hava, çeşit çeşit çam ağacı, buz gibi kaynak suları ve tarifsiz çam kokusu... Beni en çok fotoğrafını çekemediğim çam kokusu mutlu etti, aşçı yamağı ise buz gibi kaynak suyunu unutamıyor.
Kaz Dağları'nda Öngen Country Hotel'de kaldık. Verdiğim bağlantıdan otel, Kaz Dağları, Yeşilyurt Köyü, yakın çevrede görülebilecek yerler ve yapılabilecekler için detaylı bilgi bulabilirsiniz. Oteli Zuhal ve Mehmet Öngen çifti oğulları ile birlikte işletiyorlar. Otel ve Kaz Dağları için verdikleri yoğun çabanın hikayesini de siteden okuyabilirsiniz. Mehmet Öngen bölgenin korunması için mücadele veriyor, umarım onun ve arkadaşlarının çalışmaları sonuçsuz kalmaz ve Kaz Dağları zarar görmez. Niye böyle yazdım derseniz; Kaz Dağları'nda altın aranıyor ve yapılan sondajlarla doğal kaynak suları bulanıklaşmış bile ve üretim yapılacak olursa doğanın çok şey kaybedeceği çok açık...

Kaz Dağları'nda mutlaka yapmanızı tavsiye edeceğimiz milli park gezisi. Bu gezileri rehber olmadan yapamıyorsunuz, biz de Mehmet Bey tavsiyesi ile Durmuş Çakıcı'yı bulduk. Durmuş Bey son derece aydın, tarih ve bölge konusunda çok bilgili ve çok tatlı dilli bir insan. Telefon numarası 0 266 387 33 34, 0 266 388 10 67 ve 0 535 551 59 73, tura katılmak isterseniz mutlaka önceden arayıp, randevulaşın, yoksa Milli Park'a giremeyebilirsiniz. Bizim milli park turumuz ve rehberimiz Durmuş Bey ile yine bölgede gezebileceğiniz Yeşilyurt Köyü ile Adatepe Zeytinyağı Müzesi'nin fotoğrafı da aşağıda.


Aşağıdaki gün batımını ise kısacık Ayvalık gezisinde Şeytan Sofrası'ndan dönerken çektik. Ayvalık'ı çok şehir havasında bulmamıza rağmen bu fotoğrafı çok beğendiğimiz için paylaşmak istedim.


Eeeee yemek günlüğü, yemeksiz olmaz. Tatilde yediğimiz ve görüntülediğim birkaç lezzet de aşağıda. İlki Cunda'da yediğimiz rum böreği, ikincisi Yeşilyurt Köyü'ndeki nane reçelli lor tatlısı, diğerleri ise taze kekikli nefis salata ve bildiğimiz çupra.... Rum böreği ne derseniz; dilimlenip kızartılan patlıcan dilimlerinin üzerine dereotlu lor peyniri karışımı konulup, fırında üzeri kızartılan bir meze. Öngen Otel'in zarif sahibesi Zuhal Hanım'ın tarifi ile kabak borani ise çok yakında...Afiyet olsun....

SÜSLÜ KURABİYELER - AYŞEM'E SÜRPRİZ

Evet bu süslü kurbiyeler Ayşem'e sürpriz olarak yapıldı. Dükkan'ın temel direği Tütü bu sürprizi düşündü ve Gülriz organizasyonu üstlendi. Dükkana bir kurabiye ağacı oluşturmak için bizler de kurabiyelerimizi süsledik. Fazla söze gerek yok ama durumu en güzel Ufuk anlatmış. Ben kendi adıma Ayşem'in mutluluğunu gördüğüm için ve yeni arkadaşlar edindiğim için çok mutlu oldum....
Kurabiyeler için fazla birşey yazmayacağım, pudingli kurabiyelerden yaptım ve şeker hamuru ile süsledim. Hepsi bu, afiyet olsun...

SÜSLÜ LİMONLU CHEESECAKE VE YENİ BİR DOSTLUK

Geçen cumartesi Aşçı Yamağı'nın Facebook sayesinde yeniden bağlantı kurmasıyla, çocukluk arkadaşı Ömer ve eşi şirin Edacığıma gittik. Ömer ve Aşçı Yamağı birbirini yeniden bulunca, hanımların bloglarından bahsetmişler, böylece biz de Eda ile tanışıp, yazışmaya başlamıştık. Edacım artık görüşelim gelin gelelim deyince program yaptık ve buluştuk. Edanın davetini tatlıyı yapma koşulu ile kabul ettik. Bu buluşma, üzüntülü günler geçiren bizlere çok iyi geldi. Eda'yı bir çoğunuzun tanıdığından eminim, blogunda çok güzel şeyler var.
Eda koşturmacalarının arasında bizler için çok lezzetli yiyecekler hazırlamıştı. Yazısında belirttiği gibi konuşmaya dalıp, masayı çekemedik:) Çok kısa bir süredir internet aracılığıyla yazışan insanlardan çok, senelerdir görüşmeyen iki yakın arkadaş gibiydik, akşam bol bol anlatarak, gülerek, keyifle geçti. Eda'nın lezzetli yemeklerinin arkasına fotoğrafta gördüğünüz süslü cheesecake'i yaptım. Tarif burada, sadece üzerini farklı süsledim.
Edicim, davetin için çok teşekkürler, iyi ki tanıştık...